|
Girdim İçerime...
Soktum kafamı içerime, Nerden girmeli? Nereye gitmeli? Yol arıyorum aklımda, Vasıta yok dalımda... Ağızdan baktım kayıyor, Kulaktan girdim bayıyor, Burundan girdim yayıyor, Göze geldi ki sıra, dedim bitmeli! İlk önce bulanık, kokular yanık, var panik… Döşenmiş, ürperten… Çeker gibi dişi kerpeten! Her görüntü tanıdık… Her iz karışık… Yürüdükçe cesaretle, lekeler siliniyor birden! Mideden gelmiyor kokular, yürekten korkular… Kan nura âşık, damar çeker mana kaşık, kaşık… Şaşırtıcı olgular, altından yakuttan dolgular! Beyin ve sinir masmavi gökyüzü kapısı arzdan, İçinde binlerce insan dolaşır melek üstü tarzdan, Etkileri yapıcı birbirine dokundukça nur nurdan, Doğal kurgular, birbirine yapışmış eşsizi sergiler… Yükseldikçe, madde dökülüyor kum saati gibi! Her makam başka heyecan ışık hızı perişan… Güneşte ilk yolculuk! Helyum patlamaları dehşetli, Veriyor sonsuz enerji, yakmadan hızla yarışan… Galaksiler küçücük bir nokta kaldı, adımlar hep şahit! Her kapıda başka peygamber her gülüşü saadet, Her hücrede ahlak ve düzen muhteşem azamet, Görünmez evveli merak edilmez ahiri… Bu sanatı kim deşifre edebilir, küçük oyuncaklı dünyada! Bir ömürde az ile yetinen, ihlâsı yaşarken rüyada! Bakıp ta uzayı bile tasavvur edemez maddi bünyede, İçini keşfedemeyen, yalanı yaşayan biçareler…
Saffet Kuramaz
|